Sağlığımız Çalınıyor 2: Kırsal Bölge Tasarımı ve Hareketin İlgası
Giriş: Pastoral İllüzyonun Sonu ve “Büyük Kırılma”
Günümüz şehirli insanının zihni için kırsal; bir kaçış rampası, temiz nefes ve “organik” bir huzur vaadidir. Ancak veriler, bu tasavvurun artık bir “illüzyon”dan ibaret olduğunu kanıtlıyor. Dünya genelinde ve Türkiye özelinde yapılan çalışmalar, obezite prevalansında şehir ve kırsal arasındaki makasın sadece kapandığını değil, birçok bölgede kırsalın “daha obez” hale gelerek öne geçtiğini gösteriyor.
Peki bu kırılma ne zaman yaşandı? Tıp literatüründeki veriler, 1985 ile 2017 yılları arasındaki süreci “büyük dönüşüm” olarak işaretliyor. 2019 yılında Nature’da yayımlanan ve 200 ülkeden 112 milyon kişinin verilerini inceleyen devasa bir çalışma; dünya genelinde ortalama vücut kitle indeksi (VKİ) artışının %80’inden fazlasının kırsal alanlardan kaynaklandığını ortaya koydu.
Türkiye’de de benzer bir eğilim, 1990’ların sonundan itibaren tarımın makineleşmesi ve perakende gıda zincirlerinin en ücra köylere sızmasıyla ivme kazandı. Bugün kırsal, “sağlıklı yaşamın merkezi” olmaktan çıkıp, yanlış tasarım ve hatalı politikalar eliyle birer mekânsal obezite laboratuvarına dönüştürülmüş durumda. Sağlık bakanlığının 2019 yılında yayınladığı TÜRKİYE BESLENME VE SAĞLIK ARAŞTIRMASI (TBSA) raporuna göre kırsal bölgede obezite oranı şehirleri yakalamak üzere. Şehirde egzoz dumanı ve dikey yapılaşma ciğerimizi çalarken, kırsalda plansızlık ve yanlış tasarım sinsi bir şekilde metabolizmamızı çalıyor.
Bu yazıda size sabah kalkın, köyde yürüyüş yapın, az yiyin vb. tarzında sağlık tavsiyeleri vermeyeceğim. Halihazırda sağlık bilimlerinin paradigması obezite ve diyabet sorununa çözüm üretmek üzerine kurulu. Oysa ben bu sorunun çözümünün tasarımlar ve yapıları oluşturan sistemde olduğu kanaatindeyim. Bu nedenle, kırsal bölge tasarımının kırsal insanı nasıl obeziteye ittiğini anlamaya çalışacağım.
Modern Kırsalın On Maddelik Patoloji Analizi:

1. Görünmezliğin Bedeli: Aydınlatma ve “Akşam Hapsi”
Kırsalda gün batımı, hareketin fiilen bitişi demektir. Yetersiz aydınlatma, köyleri gece olunca tekinsiz karanlıklara boğarken, bireyi günün en az 4-5 saatinde ev içine mahkûm eder. Şehirde akşam yürüyüşü bir seçenekken, kırsal karanlık bir hapishaneye dönüşür.

2. Motorize Zorbalık: Kaldırımsız ve Dar Yollar
Kırsal deyince akla uçsuz bucaksız güvenle yürüyebileceğimiz, bisiklete binebileceğimiz alanlar aklımıza gelir. Ancak kırsal yollar (stabilize yollar) ancak bir aracın geçeceği genişlikte ve kaldırımsızdır. Yani yollar yaya için değil, sadece araç ve ağır iş makineleri için tasarlanmıştır. Köy içi yolların dar olması ve yayayı koruyan bir kaldırım dokusunun bulunmaması, yürümeyi bir spor değil, bir “hayatta kalma mücadelesi” haline getirir. Ayrıca stabilize yollar ıslandığında çamur nedeniyle yürünemez hale gelir. Bu da kırsalda yaşayan insanı tarlasına bile araçla gitmeye mecbur bırakır.

3. Güvenlik Bariyeri: Başıboş Köpek Sorunu
Kırsalın savunmasız bireyi (çocuk, yaşlı veya yaya), kontrolsüz başıboş köpek popülasyonu karşısında yalnızdır. Çevrenin birer “tehlike alanı”na dönüşmesi, fiziksel aktiviteyi evin avlusuyla sınırlayan sinsi bir halk sağlığı engelidir. Sadece 2023 yılında 50 den fazla vatandaşımız başıboş köpek saldırısı nedeniyle ölmüş durumda. Ayrıca kırsal bölgedeki köpeklerde vahşileşme gözlenmekte, özellikle yerleşim yerlerinin kenarlarında ve orman sınırlarında sürüleşme davranışı gözlenmektedir. Şehirlerde başıboş köpek saldırıları nedeniyle ölüm ve yaralanmalar genellikle dolaylı (kaçarken araç çarpması vb.) yolla olurken, kırsalda savunmasız vatandaşlarımız köpekler tarafından parçalanarak ölmektedir.


4. Sosyal Çölleşme: “Üçüncü Mekân” Yoksunluğu
Eski köy kahvelerinin veya meydanların nitelikli sosyal etkileşim alanlarına evrilememesi, insanı evin içine ve dijital ekranlara itmeye başladı. İnsanın yürüyerek ulaşabileceği bir “durak noktası” yoksa, o yerleşim yeri sadece bir konaklama koordinatıdır. Ayrıca kırsalda yürüyüş yolları, trekking kulüpleri, bisiklet grupları gibi grupların bulunmuyor oluşu altyapıyla beraber kırsalda genç nüfusun kalmamasının da sonucudur.

5. Avardı’nın İdamı: Tarımsal Su Politikaları ve Beslenme Hakkı
Memleketimde bir kelime vardır. “Avardı”; bu kelime aslında “evin ardı” anlamına geliyor. Kırsalda evin arkasındaki birkaç dönümlük araziyi tanımlar. Kırsal insanı bu araziyi ticari amaçlı kullanmaz, köyün içinde, arka bahçesidir. Kendi taze meyve sebzesini buradan karşılar. Tarlasına ise ticari ürün eker. Kırsalın en büyük biyoetik trajedisi ise burada yatar. Sulama politikaları, suyu sadece ticari arazilere bir “meta girdisi” olarak sunarken; köylünün kendi tazesini yetiştirdiği, evinin önündeki o kadim “avardı”yı sulama altyapısının dışında bırakıyor. Şebeke suyuyla sulamak ise hem sürdürülebilir değil, hem de olması gerektiği gibi yasak. Ancak bu durum kırsal insanının taze gıda kaynağını elinden almakta, kırsal halkın sağlıklı gıdaya erişim hakkına vurulmuş bir darbeye dönüşmekte.

6. Üç Harfli Market İnvazyonu: Gıda Egemenliğinin Kaybı
Avardısı (ev arkası bahçe) susuzluktan kuruyan köylü, köylere kadar sızan zincir marketlere mahkûm edilmiş durumda. Bir zamanlar gıda üreten kırsal, artık şehrin en kalitesiz, en işlenmiş ve en bayat gıdasının “son tüketicisi” durumuna düştü. Zincir marketlerde ise nitelikli gıda yok. Çoğu ürün portföyü uzun raf ömrü olan işlenmiş ve ultra işlenmiş gıda denilen, çöp gıdalar (junk food). Kaloriden yoğun ancak besleyiciliği sıfır olan ürünler.

7. Çift Taraflı Yoksulluk: Ne Üretebilmek Ne Satın Alabilmek
Kendi avardısında üretim imkânı elinden alınan kırsal halkı, aynı zamanda nitelikli gıdayı piyasadan alacak alım gücüne de sahip değil. Aracı sistemi, kooperatifleşmenin oluşmaması, desteklerin verimliliğe yapılmaması, yerel ve coğrafi işaretli ürünlerin desteklenmemesi vb daha da uzatılabilecek nedenlerle gıda sektöründeki en fakir insan kırsal insanı olmuş durumda. Sonuç; ucuz karbonhidrat, yüksek nişastalı beslenme ve kaçınılmaz metabolik yıkım haline geldi kırsal insanı için. Sözün özü çiftçilerimizi ekonomik olarak kaybederken (çiftçiliğin arzulanan meslekler içinden çıkması), metabolik olarak da kaybediyoruz.

8. Beşeri Sermayenin Tasfiyesi: İmece Yoksunluğu
Kente kontrolsüz göç, sadece kırsaldaki genç nüfusu değil “el birliğini” de beraberinde götürdü. Avardının bakımı için gereken o yevmiyeci gerektirmeyen küçük ama hayati kolektif iş gücü (imece) bulunamayınca, bir zamanların bereket fışkıran ev bahçeleri bugün terk edilmiş otlaklara dönüşmüş durumda. Peki imece sadece iş gücü paylaşımında mı yok oldu?

9. Takas Kültüründen Simülasyon Ekonomisine
“Komşuya fazla domatesini verip, ondan kabak alma” pratiği, yerini birbirine yabancılaşmış bir demografiye bıraktı. Çünkü artık ellerinde ne verecek fazla domatesleri var, ne de karşılığında alacak kabakları. Bu durum ise sosyal iletişimde yakınlaşmayı azaltıyor. Çünkü artık hepsi zincir marketlerin müşterisi. Sosyal sermayenin bitişi, gıda çeşitliliğini azalttığı gibi ruh sağlığını da durağanlaştırmaya başlıyor. Artık köy kıraathanelerindeki amcaların birbirlerine “laf atmaları” yok.

10. Fizyolojik Atalet: Tarımsal Makineleşme ve “Operatör” Bedeni
Ve herşeyin nedeni, stabilize yollarda yaya, eşek, inek ve bisikletlere yer kalmamasının nedeni. Tarım makineleri. Yanlış anlaşılmasın, bu yazıdan tarımda makineleşme karşıtı olduğum çıkarsanmasın. Dikkat çekmek istediğim nokta kırsal bölgelerdeki yapısal tasarımın “sadece” makinelere odaklandığını vurgulamak. Çiftçilik yoğun kalori harcatan bir uğraş, mesleğin ötesinde yaşam tarzı. Ancak tarım artık, traktör veya biçerdöver koltuğunda oturarak icra edilen bir “operatörlüğe” evrilmiş durumda. Çiftçinin düşen kalori harcamasına karşın niteliksizleşen gıdası (yüksek kalori düşük besin değeri), artık bahçesine bir el arabası ile yürüyerek gidemez hale gelmesiyle birleşince obezitenin tüm zemini hazırlanmış oldu.
Sonuç: Bir “Mekânsal Reçete” İhtiyacı
Bugün bize obezite bireyin idare sorunuymuş gibi lanse ediliyor. Ancak kırsal obezite, tıpkı şehirli obezitesinde olduğu gibi bireysel bir irade kaybı değil, sistemsel bir tasarım hatasıdır. Suyu sadece “ticari meta”ya değil, “insan hücresine” (avardı) ulaştıran; yolu sadece “tekerleğe” değil, “ayağa” tahsis eden bir tasarım devrimine ihtiyacımız var. Sağlığımızı geri kazanmak için kırsalı yeniden; insani ölçekte, yürünebilir ve “avardı” merkezli bir yaşam alanı olarak tasarlamak, ertelenemez bir biyoetik görevdir.
Dr. Süleyman EROL

